Olumsuzluk Eğilimi ve Baş Etmenin Yolları

Psikologlar, insan beyninin olumsuzluğa eğilimli olduğunu deneysel olarak tespit etmiş durumdalar.  Olumsuzluk eğilimi, olumsuz gelişmeleri ve riskleri, olumlu gelişmelerden  daha fazla fark etmemiz ve bunlara daha fazla değer yüklememiz anlamına geliyor. 

Olumsuzluğa meyletmemiz tabii ki insan neslinin yaşamını sürdürebilmesine hizmet ediyor.   Tehlikeyi fark etmezsen aslana yem olabilirsin.  Çevrendeki güzellikleri, mutluluğunu fark etmesen de yaşam sürer.

Olumsuzluk eğilimi evrimsel açıdan yararlı olabilir, ama iş bireysel yaşamlarımıza geldiğinde durum biraz farklı.   Hayatımızdaki %20 olumsuzluk, %80 güzelliği görmemize ve dünyayı bize zehir etmeye yeterli olabilir.

Aslanların bizi kovalamadığı, ama etrafımızda çok sayıda düşük dozlu stres faktörünün olduğu günümüzde, evrimin geliştirdiği bu mekanizmanın dengesi iyice şaşıyor.   Olumsuzluklara gereğinden fazla odaklanmak, anlık yaşam kalitemizi düşürmenin yanı sıra, riskleri büyüterek fırsatları kaçırmamıza yol açıyor, motivasyonumuzu kırıyor.

Bu döngüden çıkabilmek için basit bir tavsiye var:  Madem ki olumsuz verileri olumlulardan daha kolay fark ettiğimizi biliyoruz, olumluları fark etmek için bilinçli çaba içinde olalım.  Beynimiz çevremizi, ya da geçmişi tararken, olumlu verileri ve anıları aramaya özen gösterelim.

Aslında bu çabanın daha tanıdık bir adı var: Şükretmek.   Tüm dinler şükretmeyi öğretiyor ve şükretmek için ne kadar çok nedenimiz olduğunu bize hatırlatıyor.  Şükretmek, perspektif kazanmamızı ve daha mutlu olmamızı sağlıyor.

Size bir de egzersiz tavsiye edeyim:  Her gün uykuya dalmadan önce, o gün olan üç olumlu gelişmeyi hatırlayın.  En kötü gününüzde bile üç olumlu hadise vardır, merak etmeyin. 🙂

Fark ettiğiniz artıların, eksilerden çok daha fazla olduğu günler dileğiyle!

Reklamlar