Yapay Zekâ Çağı O Kadar da Çabuk Gelmeyecek mi Acaba?

Bir önceki yazımda, 2030’ların Yapay Zekâ dönemi olacağı tahminimi paylaşmıştım. Biri hariç, sözlü ve yazılı aldığım yorumların hemen hepsi bana katılıyor, üstelik 2030’a kalmayız diyordu.

Karşı görüş olarak, Robotik’in efsane adamlarından Rodney Brooks’a kulak verelim. Brooks, daha yolun başındayız diyor özetle: Mevcut başarılı uygulamalar çok dar alanlarda; nihai hedef olan insan gibi davranan genelleştirilmiş zekâ’ya daha çok mesafe var.

Saptamalarına katılmamak mümkün değil, zaten bu alanın en etkin isimlerinden biriyle tartışacak halimiz yok. 🙂 Ben yine de 2030’lar tahminimin arkasındayım. Brooks’un hedef olarak aldığı genelleştirilmiş zekâya ulaşamayız muhtemelen, ama her biri kendi dar alanında en az insanlar kadar başarılı çok sayıda uygulama çevremizi sardığında, hayatımız yeterince değişmiş olacak.

Rodney Brooks makalesinin linki:

The Seven Deadly Sins of AI Predictions

Reklamlar

Gordon Bell, 1972 Yılında 2020 ve hatta 2030 için Ne Demiş?

gordonbellyoung

1970 ve 80’lerde Digital Equipment Corporation (DEC) diye efsane bir bilgisayar şirketi ve bu şirketin mühendislik işlerinin başında Gordon Bell diye efsane bir yönetici vardı. Gordon Bell, taaa 1972 yılında müthiş bir öngörüde bulunmuş: Her on yılda bir yeni bir bilgisayar kuşağının ortaya çıkacağını ve önceki kuşakları gölgede bırakacağını bir yasa olarak ifade etmiş. Bunu yaparken, Moore’un 1965’de yasalaştırdığı “işlemci gücü her iki yılda bir ikiye katlanır” gözleminden yararlanmış mutlaka, yine de 1970’lerde böyle bir öngörüde bulunmanın çok iddialı ve dahiyâne olduğu teslim etmek gerek.

Tarih Bell’i utandırmamış:

1960’lar Anabilgisayarlar (Mainframe)

1970’ler Mini bilgisayarlar

1980’ler Kişisel bilgisayarlar (PC)

1990’lar Internet ve ağa bağlı bilgisayarlar

2000’ler Bulut’ta bilgi işlem

2010’lar Akıllı telefon ve diğer mobil cihazlar

Geçmişe bakmak kolay ve zevkli, ancak bu tür yasaların gücü, geleceği kestirmemize yardım etmelerinde saklı. 2020’lerin yeni bilişim dalgası ne olacak? Peki 2030’ların?

2020’lere geldik sayılır; demek ki 2020’lere damgasını vuracak teknoloji daha bugünden sorunları çözülmüş, yaygın kullanımda, “patlamaya hazır” olmalı. Bunun için en iyi aday Nesnelerin İnterneti, başka bir deyişle bilgi teknolojilerinin “zekâ”sının sensör ve kontrol birimleri yoluyla fiziksel dünyamızın her unsuruna nüfuz etmesi.

2030’ları tahmin etmek daha zor. Belki şimdi konuşulmaya başlayan bir teknoloji kitlesel kullanıma doğru yayılacak, belki evrilerek başka bir şeye dönüşecek, belki de teknolojik gelişimin artan hızı sayesinde önümüzdeki yıllarda bugünden öngöremediğimiz bir yenilik doğacak. Tüm belirsizliğe rağmen ben yine de kendi tahminimi paylaşayım, nasıl olsa 2030’a kim öle, kim kala. 🙂

2030’lar Yapay Zeka ve Robotik çağı olacak gibi duruyor, bana sorarsanız. Diyeceksiniz ki, bunlar zaten gündemde, hatta makineler satranç şampiyonlarını, Go şampiyonlarını yeniyor, telefonumuz ne dediğimizi anlıyor, biz binmesek de taşıtlar kendilerini kullanıyor. Ancak daha yolun çok başındayız. Bir benzetme yapmak gerekirse, bilgisayar ağları ve internet 1980’lerde az çok kullanılıyordu, ama çağa damgalarını vurmaları 1990’larda başladı. 2000’lerde ise duymayan, kullanmayan kalmamıştı. 2030’ların yapay zekası da, “demo” düzeyindeki bugünkü uygulamalardan çok farklı olacak. Malımızı, mülkümüzü, zamanımızı, sağlığımızı, canımızı gönül rahatlığıyla makinelere emanet edeceğiz.

Tahminlerin isabetini 2035’de birlikte değerlendiririz inşallah; yapay zeka asistanlarımız bize, biz ortada yoksak digital klonlarımıza, hatırlatır nasıl olsa. 🙂

Babil’den Önce, Bitcoin’den Sonra PARA

bitcoin

En eski medeniyetlerden itibaren bizimle olan para kavramı büyük bir dönüşüm içerisinde. Çocukken aldığımız harçlıktan beri tanıdığımız, elimizde tuttuğumuz paranın yerini mobil uygulamalar, bitcoin ve türevi alternatifler alıyor. Bu işin sonu nereye varacak diye merak ediyorsanız, cevaplar ödeme sistemleri konusunda tanınmış bir uzman olan David Birch’ün BKM ve Fintech Istanbul katkılarıyla basılan “Before Babylon, Beyond Bitcoin” kitabında.

book cover

David, 90’lı yılların sonlarında ortaya çıkan Mondex para kartları, Kenya’daki M-Pesa mobil ödeme sistemi gibi projelerde edindiği engin deneyimi ve mizahi üslubuyla paranın ve para teknolojisinin tarihçesini anlatıyor, daha da önemlisi geleceğe yönelik öngörülerde bulunuyor.

Kolay okunan bir kitap, ama vaktim yok derseniz ben anladığımı paylaşayım. David Birch, paranın mevcut halinin son birkaç yüzyıla ait bir yapı olduğunu anlatıyor. Para, tarih boyunca insan toplumunun evrimine paralel olarak gelişmiş. Tarımla uğraşan bir köyde ticaret ve borç ilişkilerini yürütebilmek için insan hafızası yeterliyken, kabile, şehir, devlet, imparatorluk gelişim çizgisini destekleyebilmek için yeni para teknolojileri ve kavramları icat edilmiş. David Birch, mevcut düzenimizin endüstri devriminin hemen sonrasından miras kaldığının, dolayısıyla da eskidiğinin altını çiziyor. Uluslararası ticareti kolaylaştıran Altın Standardı, merkez bankaları, çekler, akreditifler, günlük ticaret için madeni para ve banknotlar bu dönemin ürünü.

20. yüzyılda sistemde önemli değişimler gerçekleşiyor: Altın Standardı yerini ulusal “fiat” paralara bırakıyor, para artık ellerde değil, bilgisayarların içindeki bitlerde var oluyor. David Birch, teknolojideki tüm gelişime rağmen kafalarımızdaki para paradigmasının (kelime oyunu kasti değil :)) geçen yüzyılda kaldığını, hatta 1871-1971 arasında geçerli olan Altın Standardı dönemine ait olduğunu söylüyor ve koşulların yepyeni bir düzenin kurulması için uygun olduğunun altını çiziyor.

Bu yeni düzen, naktin yerini kartların ya da mobil cüzdanların almasıyla sınırlı değil. Evet, toplumsal maliyeti çok yüksek olan nakit kullanımının yaygınlığı gittikçe azalacak ve nakit işlevini zaman içerisinde yitirecek. Ancak asıl heyecan verici beklentiler başka.

Öncelikle, devletlerin münhasırlığındaki az sayıda para birimi ile sınırlı olduğumuz fikrini terk etmemiz gerekecek. Geçmişteki para teknolojileri büyük bir insan topluluğunda var olabilecek para çeşitliliğini sınırlıyordu, çünkü her aklına esen bir para çıkartsa, bunun güvenilirliği, başka paralarla değiş tokuşu, yönetilemeyecek kadar zor sorunlar ortaya çıkaracaktı. Ceplerimizdeki akıllı telefonlar bu kısıtları kökten değiştirdi. Artık, ister coğrafi, ister ilgi alanı bazlı olsun, her topluluğun kendi parasını yaratabilmesi mümkün. Mobil cüzdanlarda yüzlerce, binlerce para birimi yer alabilir, gerektiğinde kullanılabilir veya dönüştürülebilir. İlk başta tuhaf geliyor, ama havayolu millerini veya sadakat puanlarını düşünürseniz, bu yola zaten girmiş olduğumuzu anlayacaksınız. Şirketlerin hisselerini bir para birimi olarak pazarladığı ICO’ların  (Initial Coin Offering) 2017 yılında patlaması da Birch’ün öngörüsünü doğru çıkmakta olduğunun işareti.

Akıllı telefonumuzun bizi yormadan hesaplayacağı, ödeme yapacağı, dönüştüreceği sınırsız sayıda para birimi, bugün pek hayal edemediğimiz başka bir özelliğe de sahip olacak: Bazı blockchain uygulamalarında görmeye başladığımız gibi kendi iş kurallarını ve iş akışını da içerecek. Örneğin para – para uygulaması demek belki daha doğru – bir sözleşmeye ait ödemenin hangi koşullar altında yapılacağını bilecek ve koşul geçekleştiğinde ödeme kendiliğinden gerçekleşecek.

David Birch’ün kitabının alt başlığı, “Anladığımızı düşündüğümüz para’dan, bizi anlayan para’ya.” Pek çoğumuzun nasıl çalıştığını hiçbir zaman durup düşünmediğimiz, tam olarak da anlamadığımız mevcut para sistemi yakın gelecekte bambaşka bir hal alacak, akıllı telefonlarımızda yaşayan ve hayatımızı kolaylaştıran, bugünkünden çok daha verimli yepyeni bir düzen ortaya çıkacak.

“AI is the New UI”

Bu veciz söz ilk kez 3-4 yıl önce Wired dergisinde yer alan bir röportajda edilmiş. Henüz teknoloji tam olarak tüketicilere inecek kadar olgunlaşmadığı için o noktada çok tekrarlanmasa da, bugün sık sık karşılaşacağımız bir mantraya dönüşüyor galiba. “AI is the new UI”, yapay zekanın yeni kullanıcı arayüzü olduğunu, bilgisayarlarla etkileşimimizin yeni bir evreye girdiğini vurucu ve akılda kalıcı bir şekilde ifade ediyor.

Bilgisayarların kullanıcı arayüzü anahtarlarla başladı, tek satır işleyebilen klavyelere, delikli kartlara ve alfanumerik terminallere ilerledi. 1980’lerde grafik terminaller kullanılmaya başlamıştı. O yıllarda hayatımıza girmeye başlayan pencereli, fare aracılığıyla işaretlemeye dayanan kullanıcı arayüzü, mobil cihazlarla birlikte biraz evrilse de hâlâ bizimle.

Artık kanıksadığımız, ama aslında insanoğlu için dek de doğal olmayan bu etkileşim biçiminin çok daha pratik bir alternatifi var: konuşmak. Uzay yolu filmlerinden birinde bizim tayfa geçmişe, yani günümüze seyahat eder. Adamımız Scotty, bilgisayarı kullanmak için komutunu sesli olarak verir. Çevresindekiler onu “böyle çalışmıyor” diye uyarır ve fareyi işaret eder. Farenin bir nevi mikrofon olduğunu sanan Scotty, fareyi ağzına yaklaştırır ve sesli komutunu tekrarlar. Kıssadan hisse: Sesli arayüze alışınca, grafik işaretlemeli arayüze kolay dönülmüyor.

Yapay zeka alanında son yıllardaki gelişmeler (bkz.  Siz Hala Annenizin Yapay Zekasını mı Kullanıyorsunuz?) bilgisayarcıların on yıllardır peşinde koştuğu doğal dil işleme teknolojilerini günlük kullanıma soktu. Apple Siri, Microsoft Cortana, Amazon Echo dinlediklerini kusursuzca anlayacak noktada değiller, ama popülerliklerini hızla artıracak kadar becerikliler ve beceri dağarcıklarına sürekli yeni bir şeyler ekleniyor.

“AI is the new UI” arayüzün sese dönmesi, hatta bilgisayarların konuşma dilini anlaması ile sınırlı değil. Hatta, etkileşim mutlaka sesle olacak diye bir kural da yok. Yeni arayüz, sesi bilgisayarın anlayacağı sinyallere dönüştüren bir aygıt olmanın çok ötesinde, kişisel bir asistan hatta akıl hocası olmayı vaat ediyor. Artık bilgisayarımız (bilgisayar diyorum ama, aslında genellikle cep telefonumuz ya da Amazon Echo gibi özel amaçlı cihazımız) bizi gittikçe daha iyi tanıyacak, tercihlerimizi öğrenecek, tavsiyelerde bulunacak, yapmak istediklerimizi, farklı görevleri bir orkestra şefi gibi bir araya getirerek ve karmaşıklığı gizleyerek gerçekleştirecek. İngiliz dizilerindeki gibi, leb demeden leblebiyi anlayan, bizi bizden iyi tanıyan kusursuz bir kâhya. Bilgisayarların taşıt araçlarından çamaşır makinelerine her yerde olduğunu düşünürseniz, yeni dünyanın neye benzeyeceğini tahayyül edebilirsiniz.

Bu büyük dönüşüm hızla geliyor. 3-5 yıl içerisinde bilgisayarlı pek çok sistemle etkileşimimiz farklı bir noktada olacak. Tüketiciler olarak gelişmeleri heyecanla bekleyip, telefonumuzla sohbet edebildiğimizde mutlu olmakla yetinebiliriz. Ancak kurumların bu kadar rahat olma lüksü yok. Müşterilerimizle ilişkimizin çok farklı kanallardan, farklı biçimlerde gerçekleşeceği bu cesur yeni dünyayı şimdiden tanımaya, araştırmaya başlamazsak, birkaç yıl sonra kendimizi kimseyle konuşamaz durumda bulabiliriz.

Siz Hala Annenizin Yapay Zekasını mı Kullanıyorsunuz?

 

lrn-10-01-16-neural-networks-e1474990995824

Bilgi Teknolojilerinde Mobilite, Bulut, Büyük Veriden sonra şimdi Yapay Zeka zamanı. Tüm tedarikçiler bu alanda köşe kapma yarışında. Yapay Zeka uygulamaları çeşitli: Doğal dil algılama, görme, insansız araçlar, kişisel asistanlar… Liste uzun ve alınmaya başlanan sonuçlar etkileyici.

Yapay Zeka, Bilişimin kutsal kasesi. Ben 1980’lerde üniversitede okurken, konu yine sıcaktı. O dönemin yıldız teknolojisi, kural bazlı uzman sistemlerdi. “Annenizin yapay zekası” benzetmesiyle kast ettiğim bu teknoloji, ne yazık ki bekleneni vermedi. Yapay zeka, 1990’lardan itibaren sönümlendi ve geri plana düştü.

Umutları yeniden yeşerten, eskiden bilim kurgu olan senaryoların artık tüketicilere ulaşmasını sağlayan ise farklı bir yaklaşım: Yapay Sinir Ağları. “Derin Öğrenme” (Deep Learning) diye bilinen, Google’ın satın aldığı Deep Mind’ın Go oyunundaki tarihi zaferi ile basında geniş yer bulan teknolojinin temelinde de Yapay Sinir Ağları yatıyor.

1980’lerde ortaya çıkan ve o dönemde pek de göz doldurmayan yapay zeka yaklaşımlarından biri olan Yapay Sinir Ağları, özellikle donanım performansının zaman içinde katlanarak yükselmesi sayesinde güçlendi ve dünyayı değiştirmesi ümit edilen buluşların temeli oldu.

Fortune dergisinde yayınlanmış olan “Why Deep Learning Is Suddenly Changing Your Life” makalesi, yapay sinir ağlarının bu yolculuğunu kolay anlaşılır biçimde hikaye ediyor. Önümüzdeki dönemde gittikçe daha fazla duyacağımız bu teknolojiler hakkında bilgilenmek isteyenlere öneririm.

Why Deep Learning Is Suddenly Changing Your Life

Bulut Bilişim Artık Ana Akım

clouds

Kurumsal bilişim mimarileri buluta geçecek, geçiyor derken; geçmiş bile. McKinsey’nin ekteki çalışmasına göre 2015’deki kullanım oranları oldukça yüksek, 2018’de ise bulut dışı “geleneksel” mimarideki çözümler azınlığa düşüyor.

Kurumsal teknolojilerdeki tüm yeniliklerde olduğu gibi, bu akımın öncüsü de büyük şirketler. Ancak, bulut küçük/orta boy şirketler için çok anlamlı ve eminim kısa sürede bu segmentteki penetrasyon, büyükleri de geçecek.

Bu dönüşüm, sadece kullanıcı kurumları değil, sektördeki tüm oyuncuları – ana şirketleri, dağıtıcıları, değer katan satıcıları, danışmanları, vb – temelden etkileyecek. Hazırlanamayanlar silinecek, “aracı” rolde olanlar iyice sıkışacak.

McKinsey araştırması yurtdışında yapılmış; Türkiye’deki gidişatın da daha farklı olmayacağını söylemek mümkün. Ülkemizdeki kullanım oranları herhâlde biraz geriden gelecek, ama küçük bir faz farkıyla ana dönüşüm bizde de gerçekleşecek. Kapsamlı bir araştırma pek yok bildiğim kadarıyla, ancak gözlemler bu saptamayı doğrular nitelikte.

Temel teknolojileri, büyük veri merkezlerini ve dünya çapında yaygın kullanılan uygulamaları kendisi üretmeyen bir ülke olarak bizim için riskler sadece sektör oyuncuları için değil, ülkenin stratejik güvenliği ve ekonomik geleceğiyle de ilgili. Vakit geçirmeden gelişmeleri iyi analiz etmek, kapsamlı bir hazırlık yapmak gerekli.

İlgili yazının linki:

IT as a service: From build to consume

İlgili yazım:

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Bulut Bilişim

Kullandığım fotograf benimdir, bu arada. 🙂

Digital Dönüşüm İçin Kılavuz Niteliğinde Bir Makale

Digital dönüşüm çok konuşuluyor, herkes bir tarafından tuttuğunu iddia ediyor, ancak çarpık ve eksik anlayışlar yaygın. Ekteki McKinsey makalesi konuyu kapsamlı bir şekilde ele alıyor, digital dönüşümün ne olduğunu, işinize muhtemel etkilerini, tehdit ve fırsatların nasıl saptanacağını örnekleriyle anlatıyor. Hararetle tavsiye ederim. (Vaktiniz yoksa, en azından videoyu seyredin. 🙂 )

digital transformation framework

Makale: The economic essentials of digital strategy

Video için link