İş Stratejisi Oluşturma: Şahin Tulga’nın Makalesi

İşiniz için strateji oluşturmak, hele bunu sistematik ve az çok biilimsel bir yöntemle yapmak, girişimcilerin ve yöneticilerin en çok zorlandığı konuların başında yer alıyor. Bazı stratejik planlama ilkelerini önceki bir yazımda ele almıştım.  Şimdi ise bu konuyu gerçekten derinlemesine ele alan bir makaleyi paylaşmak istiyorum.

Türk iş dünyası ve bilişim sektörünün önde gelen isimlerinden Şahin Tulga, çok sayıda şirketin strateji oluşturma sürecinde yer aldıktan sonra deneyimlerinden yola çıkarak yenilikçi ve kapsamlı bir metodoloji tasarlamış. Departmanınız ya da  şirketiniz için strateji oluşturmak istiyorsanız, Şahin Bey’in bu etkin metodolojiyi özetleyen makalesini okumanızı tavsiye ederiim. Böylesine derin bir konu on sayfaya sığdırıldığında ortaya çıkan yazının oldukça yoğun olduğunu itiraf etmeliyim; göz gezdirseniz bile ufkunuzu açacağından eminim.

Makaleye link: ASDECS Kriterleri ile İş Stratejisi Geliştirmek

Reklamlar

Çin İzlenimleri – 6: Beijing ve Son İzlenimler

Çin’de son durağımız başkent Beijing, ya da eskiden bildiğimiz adıyla Pekin. Beijing de 20 milyon nüfuslu dev bir şehir. Merkezden dışa doğru beş çevre yolu var. Bizi hava kirliliği konusunda uyarmışlardı, ama herhalde mevsim nedeniyle, hava temizdi. Çin’in kuzeyine doğru gittikçe iklim daha ılıman hale geliyor, güneyin nemli, yarı-tropik iklimi yerini Türkiye’yi andıran bir iklime bırakıyor.

Beijing, gördüğümüz dört şehir arasında en Çinlisi. Şehrin merkezinde yer alan imparatorun sarayı Yasak Şehir gerçekten görkemli. Yerleşimi Topkapı Sarayını andırıyor, yapılış yılları da benzer. Yasak Şehrin tasarımında güvenlik birinci öncelikmiş: suikastçılar arkasında saklanmasın diye bitki yok; tünel kazmasınlar diye avlularda sekiz kat yer döşemesi var.

Yasak Şehir

Yasak Şehir

Yasak Şehir, bir-iki katlı binalardan oluşan eski mahalleler ile çevrili. Bina yüksekliklerini sınırlayarak bu bölgeyi korumuşlar. Binaların neredeyse tümü dükkanlara, cafe’lere dönüştürülmüş. Sokaklar kalabalık. Dükkanların bir kısmı modern ve şık tasarımlı.

Gösterilere ve katliamlara sahne olan Tianenmen meydanı Yasak Şehrin yanı başında. Çevresinde Sovyet mimarisinde yapılmış büyük kamu binaları var. Potansiyel göstericileri engellemek için, meydana erişim yolları barikatlarla sınırlanmış. Şoförümüz, yavaş gitme talebimizi, polis tarafından yanlış anlaşılabilir diye red etti.

Çin’e gidince Çin Seddini görmeden olmaz. Yeterince resmini görmüşsünüzdür; gerçekten görmeye değer olduğunu ve basamakları tırmanmak için sağlam kalp ve diz gerektiğini söylemenin dışında bir şey eklemeyeceğim.

Beijing’de bizi May adında, yirmili yaşlarda bir rehber gezdirdi. May, zeki ve sevimli bir kızdı, İngilizcesi de iyiydi. Yeri gelmişken söyleyeyim: Beijing’de rehber ihtiyacınız olursa temas bilgilerini benden alabilirsiniz.

May, üniversitede rehberlik okumuş. Yol boyunca sohbet ettik, bu sayede Çinlileri, özellikle de gençleri, biraz daha yakından tanıma fırsatı bulduk. May, doğduğu şehirden ve ailesinden on saat uzakta. Doğduğu küçük şehirde turist rehberine ihtiyaç olmadığı için başkente gelmiş. Erkek arkadaşı da, yine on saat uzakta bir başka şehirde yaşıyor. Nüfus bu anlamda mobil, iş neredeyse oraya gidiyor.

May’den, Çin’in tek çocuk yasasının düşündüğüm kadar katı olmadığını öğrendim. Birden fazla çocuk için gelir düzeyine göre ceza ödeniyor. Herhalde o kadar yüksek bir ceza değil ki, May’in de, erkek arkadaşının da birer kardeşi varmış. Çin, nüfusu gençleştirmek için yakın zamanda yasayı daha da gevşetti: Eşlerin ikisi de tek çocuksa, iki çocuk yapmaları serbest.

Gençlerin evrensel kaygıları Çin’de de aynı: May, ev sahibi olmanın zorluğundan, hatta imkansızlığından söz ediyor. Ev ve diğer geçim kaygıları evlenme yaşını 30’lara yükseltmiş. Değişik mesleklerin gelir düzeylerini sorduk, epey detaylı bilgi aldık. Anlaşılıyor ki Çin’de ücretler eskisi gibi değil. İş gücü hala Türkiye’den ucuz, ama aradaki fark eskisi gibi üç-beş kat değil, belki %20-30.

May bizi öğlen yemeği için Çinli ailelerin gittiği bir lokantaya götürdü. Pek çok kişiden Çin’de yemekleri yemekte zorlandığını, Çin’deki yemeklerin bizim Çin lokantalarına benzemediğini duymuştum. Biz pek zorluk çekmedik. Gerek bu halk tipi lokantada, gerekse otellerin daha lüks restoranlarında yiyecek yemek bulduk. Otellerde genellikle bir Çin, bir de Avrupa restoranı olduğunu da ekleyeyim ki kimsenin gözü korkmasın.

Bu yazı dizisini, Çin ile ilgili bazı genel izlenimlerle bitirmek istiyorum:

  • Çin, dev ölçeği ve yükselen ekonomisiyle bir süper güç. Kararlılıklarını korurlarsa yakında dünyanın en büyük ekonomisi olacakları ve ABD ile her alanda başa baş rekabet edebilecekleri kesin. Dünya hızla iki kutuplu bir yapıya evrilecek.
  • Çin, devletçi. Devletin varlığı, şirketlerdeki kontrolünden internetteki sansüre, her yerde kendini belli ediyor. Bu bir açıdan avantaj: Son dönemde devlet yöneticileri iyi bir planlama ile büyük kalkınma sağlamışlar. Dezavantajlar ve riskler de sanıyorum aşikar.
  • Çin, en azından büyük şehirleri, küreselleşmiş. Batıdaki bir metropolde ne varsa burada da var. Öyle ki, pek çok yerde Çin’de olduğunuza dair tek gösterge etrafınızdaki Çinlilerin sayısı.
  • Tüm bu küreselleşmeye karşın, kültürü farklı. Bir Avrupalı, Amerikalı, ya da Arap’la da aramızda kültürel anlamda mesafe var; ama Çinli ile bu mesafe epeyce daha fazla.
  • İletişim önemli sorun. Çat pat da olsa dil bilen sayısı çok az. Dil ve yazının farklılığı batı dillerini öğrenmeyi çok zorlaştırıyor anlaşılan. Otel restoranında garsonların üçte ikisi, su istediğinizi dahi anlayamıyor.
  • Çin’in dünyada, özellikle de Amerika’da, büyük bir diasporası var. En üst düzeyde eğitilmiş, tecrübe kazanmış Çinliler anavatana dönüyorlar.
  • Çin teknoloji üretiminde günü yakalamış, ama bir sonraki dalgayı yaratacak noktada değil henüz. Yakında o aşamaya da gelecektir.
  • Teknoloji alanında Çin ile iş yapmanın kolay yolu, Çin mallarını ithal edip satmak ve hizmetini vermek. Çin’e mal satmak da mümkün tabii, ama gerçekçi olmak gerekirse, ancak iyi seçilmiş niş alanlarda fırsat olabilir. Burada da Çinli iş ortakları ile ilerlemek en mantıklısı.

İki saptama ile bitireceğim:

  1. Çin seyahatinde, dünyanın ne kadar büyük bir hızla ilerlediğini, ülkeler arası rekabetin ne kadar keskinleştiğini bir kez daha gördüm. Yeni dünya düzeninde kendimize yer bulabilmek için, çok net tanımlanmış katma değer sahibi olmamız lazım. Önümüzde yapmamız gereken çok ödev var. Kapılmamış kapıları, nerede fark yaratabileceğimizi iyi saptamamız, kaynaklarımızı odaklamamız şart.
  2. Çin, önemli. Ülke olarak, kurum olarak, birey olarak, dünyayı doğru okuyabilmek için, Çin’i daha yakından tanınamaya, anlamaya çalışmamız gerekli.

Tüm okurlarıma güzel Çin seyahatleri dilerim.

Çin İzlenimleri – 5: Shangai

Beş saat gecikmeli uçak yolculuğumuzdan sonra akşam saatlerinde Shangai’a vasıl olduk.

Shangai dev bir şehir. 25 milyon insan yaşıyor ve yoğun yapılaşma havalimanından itibaren başlıyor. Her yer yüksek binalarla dolu. Bu kadar insanı taşıyabilmek için şehrin büyük bölümünü kat eden yükseltilmiş yollar var. Trafik felaket. Havalimanından şehre giderken, bütün bu faktörler, bir de bulutlu ve puslu hava,  Gotham City gibi bir izlenim bıraktı bende.

Shangai dünyanın en yoğun konteyner limanı. Meşhur Yangze nehrinden gelen mallar buradan dünyaya sevk ediliyor. Aynı zamanda Çin’in ilk Batılılaşmış şehri. İngilizler Afyon savaşları sonrası burayı serbest ticaret bölgesine çevirmiş. İngiliz, Amerikalı ve Fransızların burada kolonileri varmış. Nehrin kıyısındaki Bund bölgesi, Avrupa stilindeki binaları ile bu döneme tanıklık ediyor.

İnanması güç, ama bu manzara Shangai'dan.

İnanması güç, ama bu manzara Shangai’dan.

Son yıllarda çok sayıda gökdelen yapılmış. Uluslararası şirketlerin kendi binaları var. Çin ile iş yapmak isteyenlerin birinci adresi Shangai, belli ki.

Şehir, Schenzen’den farklı olarak daha fazla karakter sahibi. Hissedebildiğim kadarıyla, bu oldukça özgün, kozmopolit bir karakter. Batılı yönü baskın, ama Çin’in etkilerini taşıyan bir batılılık.

Modern bir büyük şehirden bekleyeceğiniz gibi, şehrin merkezinde parklar, şık alışveriş bölgeleri, bizim İstiklal Caddesini hatırlatan büyük yaya caddeleri, büyük kamu binaları var. Çin tarihini yansıtan eser ise pek az. Öyle ki, turistler gezecek yer bulsun diye eski tarz mimaride bir mahalle yapmışlar ve turistik dükkanlarla doldurmuşlar. Biz oradayken, turistlerin çoğu Çinliydi.

Shangai’da sokakta yürümek kolay değil. İki adımda bir birileri size yaklaşıp elindeki kataloğu gösterip bir şeyler satmaya çalışıyor. Pazarlanan portföy hep aynı: Saat, çanta ve bunlara ilgi göstermezseniz son koz olarak masaj.

Shangai ziyaretimizin bizim açımızdan en heyecan verici anısı, bilişim sektörünün efsanelerinden Dr. Leonard Liu ile tanışmamız oldu. Leonard’ın babası, Çan Kay Şek’in kabinesindeymiş. Komünist güçlere yenildikten sonra Taiwan’a kaçmışlar. Leonard, Princeton Üniversitesinde doktora yapmış ve ABD’de kalmış. IBM’de SQL’i yazan ekibin başındaymış, IBM arge birimini kurmuş. Sonra Taiwan’a dönmüş,  Acer ve başka şirketleri yönetmiş. Çin dünyaya açıldıktan sonra da anavatanına dönmüş ve 70’li yaşlarında olmasına rağmen ABD’ye iş yapan bir yazılım şirketi kurmuş, şirketi 1000 kişiye getirmiş. Bu şirketi Çin yazılım endüstrisi için bir okul olarak konumluyor ve Çin’i yazılımda da birinci lige taşımayı hedefliyor. Anladığım kadarıyla Leonard gibi ABD ve Taiwan’da dünya çapında başarı kazanmış pek çok Çinli yönetici, anavatana dönüyor ve bunu milli bir görev olarak algılıyor.

Leonard 75 yaşında, ama bizden genç duruyor maşallah.

Leonard 75 yaşında, ama bizden genç duruyor maşallah.

Leonard ile uzun bir öğlen yemeği yedik, tesadüfen çeşitli ortak noktalarımız olduğunu keşfettik ve Çin bilişim sektörünü belki bir nebze daha anladık. Bu izlenimlerimi dizinin son yazısında paylaşacağım.

Yarın: Beijing ve Son İzlenimler

Çin İzlenimleri – 4: Shenzen – Shangai Uçak Yolculuğu

Schenzen – Shangai uçak yolculuğu, biraz zahmetli, ama bir o kadar da öğretici oldu.

Önce havalimanından başlayayım. Çin’de gittiğimiz dört büyük şehrin her birinin yeni, modern ve çok büyük havalimanları vardı. Schenzen havalimanı bir uçak şeklinde inşa edilmiş. Uçak formunu, binanın üzerine giydirilmiş, alüminyum olduğunu sandığım bir kabuk veriyor. Bu kabuktaki delikler gün ışığının aşağıya ulaşmasını sağlıyor. İç mekânda taşıyıcılar az sayıda ve binanın içinde büyük bir yekpare hacim var.

Schenzen Havalimanı

Schenzen Havalimanı

 

 

 

Schenzen Havalimanı İçi

Schenzen Havalimanı İçi

Havalimanına giderken, Çin’de iç hat uçuşlarında gecikmelerin sık görüldüğünü söylemişlerdi. Ne yazık ki dedikleri gibi oldu. Terminalde üç saat, uçağın içinde iki saat bekledik. Bekleyiş can sıkıcıydı tabii, ama bana kendimce bazı sosyolojik gözlemler yapma şansı verdi. İşte bu gözlemlerin bazıları:

İki saatlik uçuşta beş saat gecikme şaşırtıcı. Ama beni asıl şaşırtan havayolu personeli ve yolcuların davranışları oldu. Gecikmenin nedeni ve süresi ile ilgili kimse bir açıklama yapmadı, özür dilemedi. Daha ilginci, yolculardan kimse durumu sorgulamadı, şikayet etmedi, görevlilere bir şey söylemedi. Bu kabullenmenin altında, Çin’in komünist geçmişi mi, imparatorluk geleneğimi, tevekkül tavsiye eden felsefeleri mi ya da başka bir şey mi yatıyor sorusunun cevabını profesyonel sosyologlara bırakıyorum. 🙂

Peki yolcular uslu uslu beklerken ne yapıyordu? Hemen hepsi, elindeki akıllı telefona gömülmüştü. Tüm dünya akıllı cihazlara bağlanmış durumda, ama ben böyle şey görmedim. Kimse birbiri ile konuşmuyor. Gazete okuyan yok, kitap okuyan az. Uçağın içinde beklerken görebildiğim yolcuların resmini çekmeye çalıştım, abartmadığımı görebilin diye.

airplane

Yolcular ve telefonları

 

Gecikmenin nedenini öğrendiğimde Çin’i biraz daha iyi anladım. Çin’de hava sahasının büyük çoğunluğu askerlerin kontrolündeymiş. Hava sahasının sivil havacılığa açık %25’i hızlı artan hava trafiğine dar geliyormuş. Üstelik, askerler akıllarına estikçe değişiklik yapıyor, açık sektörleri kapatabiliyormuş.

Bu durum, Çin’in devlet kontrollü ve güdümlü modeli için de bir metafor sanki. Günlük hayatta devletin elini görmüyorsunuz, ama arka planda her şeye yön veriyor. Halk da bunu bildiği ve kabullendiği için sesini çıkartmıyor, ya da çıkartamıyor.

Çin devletinin koyduğu sınırları en kolay gördüğünüz yer internet. Facebook yok, Google uygulamaları ve arama motoru yok, WordPress yok, hatta Dropbox yok. Hong Kong, Schenzen ve Shangai’da bunlara VPN yoluyla erişiyordum. Başkente gelince, VPN trafiği de engellendi. İşte blog yazımı geç yayınlamamın nedeni de budur. 🙂

Yarın: Shangai