Vizyon – Misyon

Tam olarak ne zaman çıktı bilmiyorum, ama en azından ben bildim bileli iş hayatında bir vizyon-misyon meselesi var.  Pek çok yönetim kavramı gibi, vizyon-misyon ikilisi de ne yazık ki bir klişeye dönüşmüş durumda.  Firmalar, danışmanların çalışmaları ya da ISO 9000 uyumu gibi projeler dayattığı için bir misyon-vizyon belirliyor, ama bu çoğu zaman yasak savmadan öteye geçmiyor.  Bir takım örneklere bakarak bir şeyler çiziktiriliyor; bazen de uzun çalışmalar, “dünyayı daha yaşanabilir bir yer yapmak” gibi pratikte pek de işe yaramayacak tanımlarla sonuçlanıyor.

Her şeye rağmen, “misyon-vizyon”un şirketi ve geleceğini hayal etmek için yararlı bir araç olduğuna inanıyorum.  Bence sorun, bu ikilinin neyi ifade ettiğinin ve nasıl oluşturulacağının çok iyi anlaşılmaması.

Misyon ve vizyonun bu güne kadar gördüğüm en iyi tanımını Ege Cansen’in 19.12.2012 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısında okudum.  Ege Cansen, çok beğenerek okuduğum, her yazısından yeni bir şey öğrendiğim bir köşe yazarı.  Ekonomiyi, iş hayatını, Türkiye’nin gerçeklerini çok iyi özümsediğine inanıyorum.   Ege Bey, misyon ve vizyonu şöyle tanımlıyor:

Misyon, stratejik plan yapan iktisadi birimin “ben müşterilerime ne vereceğim ki onlar benim ürünümü gönüllü olarak satın alsınlar” sorusuna verilen cevaptır.

Vizyon, “ben görevimi layıkıyla yaparsam, müşterilerimin bana gösterecekleri teveccüh beni nereye ulaştıracaktır?” sorusuna verilen yanıttır.

Ne kadar net ve anlaşılması kolay, değil mi?  Misyon ve vizyonu bu şekilde düşünmek gerçekten yararlı bir egzersiz.  Bu soruların yanıtı olarak üretilen misyon ve vizyonun uygulanabilir olma şansı da yüksek.

Ege Cansen, her yazısını kendi yarattığı bir aforizma ile bitiriyor.  Bir deneme de ben yapayım: Misyonunu belirleyemeyen işini, vizyonunu belirleyemeyen yönünü bilemez. 🙂

Reklamlar