Sony Nex-7 İçin İlk Sabit Objektifim – İzlenimler ve Fotoğraflar

NYC & New Orleans May 2013, a set on Flickr.

Sony Nex makinelere ilişkin en sık dile getirilen eleştiri, objektif seçeneklerinin sınırlı olması. Ancak makinelerin popülerliği bu dezavantajı yavaş yavaş ortadan kaldırıyor ve objektif seçenekleri gittikçe çeşitleniyor.

New York'ta duvarlar renkli

Nex makinelerin objektif tipinin adı “E-mount.” Adaptörler aracılığıyla farklı objektifler de kullanılabiliyor ve seçenekler böylece daha da zenginleşiyor. Aslında, Sony ve diğer üreticilerin piyasaya sürmüş oldukları E-mount objektifler temel ihtiyaçlar için fazlasıyla yeterli diye düşünüyorum. Olumlu tarafından bakacak olursak, benim gibi amatör bir fotografçı için seçeneğin çok fazla olmaması uzun karşılaştırmalar arasında boğulmamak anlamına da geliyor.

LOVE

Nex-7 makinemi aldığımdan beri üzerindeki 18-55 kit objektifi kullanıyordum. Bu objektifin hissettiğim en önemli eksikliği oldukça yavaş olmasıydı. İlk sabit objektif olarak Sony’nin geçen yıl sonunda piyasaya çıkardığı 35mm f1.8’i seçtim. APS-C formatında 35mm, full frame formatta 52mm’ye denk geliyor. 50mm civarı da çıplak gözün gördüğüne eşdeğer bir görüntü sağlıyor.

New Orleans

Mayıs ayında bir ABD seyahatim oldu ve bu seyahatte olabildiğince bu objektifi kullanmaya çalıştım. Benim – uzmanlıktan uzak – görüşüm, objektifin netliğinin ve renklerinin başarılı olduğu yönünde. Hızlı olması loş ortamlarda işe yarıyor gerçekten. Yazıya bir kaç örnek serpiştirdim; bunlara ve aşağıdaki linkten resimlere ulaşıp kendi görüşünüzü oluşturabilirsiniz. Fotoğrafların RAW çekilip Lightroom’dan geçirilmiş olduğunu da belirteyim.

New Orleans çiçek dolu

Uzun zamandır hep zoom objektiflerle çekim yapıyordum ve sabit objektifin kısıtlayıcı olabileceğini düşünüyordum. Belki bu uzunluk çok kullanışlı olduğu için, beklediğim kadar kısıtlanmadım. Gezi fotoğrafları çekerken özellikle geniş açıyı aradığım oldu; ama çoğu zaman bacaklarınızı kullanarak kadrajı ayarlamak mümkün oluyor. 🙂 Lise yıllarında babamın 50mm Voigtlander makinesini devralmıştım; o günlere geri dönmüş gibi oldum. Sabit objektifle çekim yapmanın bir nevi disiplin kazandırdığını, çevreye daha farklı bakmanızı sağladığını da gözlemledim.

New York'ta sadece gökdelenler yok

Bundan sonraki hedef, geniş açı bir objektif edinmek. Umarım yakında planımı gerçekleştirip yeni fotoğraflar paylaşırım.

Tüm fotografçılara selamlar!

Fotoğraflara erişmek için link: NYC & New Orleans May 2013

Reklamlar

Fotograf Makinelerinde Dönüşümün Habercisi: Sony RX1

Resimdeki fotograf makinesinin full frame boyutunda bir sensöre sahip olduğuna inanabiliyor musunuz?

Sony’nin yeni “aynasız” DSLR makinesinin sensör boyutu, Canon 5D Mark III ve Nikon D800 ile aynı.  Maliyeti de Leica’ların çok altında.

RX1 ne yazık ki sabit bir objektifle geliyor, ama objektifi değiştirilebilir modellerin yakında olduğunu tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok herhalde.

Canon ve Nikon’cuları kızdırmak istemem, ancak kilolarca malzemeyi yanınızda taşıma zorunluluğu yakında ortadan kalkacak gibi…

RX1 Eylül sonundaki Photokina’da duyuruldu.  Çok yeni olduğu için hakkındaki yorumlar henüz sınırlı.  Aşağıdaki DPReview makalesi yine de bir fikir veriyor.

http://www.dpreview.com/previews/sony-cybershot-dsc-rx1

Hırvatistan Tatili – Sony Nex 7 ile İlk Fotograflar

20120816_00023.jpg20120816_00027.jpg20120816_00032.jpg20120816_00034.jpg20120816_00034-2.jpg20120817_00039.jpg
20120817_00042.jpg20120817_00053.jpg20120817_00054.jpg20120817_00069.jpg20120818_00086.jpg20120818_00091.jpg
20120818_00093.jpg20120818_00098.jpg20120818_00099.jpg20120818_00100.jpg20120818_00101.jpg20120818_00102.jpg
20120818_00104.jpg20120818_00106.jpg20120818_00107.jpg20120818_00114.jpg20120818_00117.jpg20120818_00118.jpg

Croatia 2012, a set on Flickr.

Bu yaz üçüncü kez Hırvatistan’da yelkenli tatili yaptık. Önceki iki tatil, arkadaşlarımızla toplam iki tekne idik, bu yaz tekne sayısı üçe çıktı.

Yılda zaten bir hafta-on güne sığan tatilimi üç kez aynı yerde yapmamdan anlayacağınız gibi, Hırvatistan tatili keyifli. Hırvatistan’a hala vize yok (yakında Avrupa Birliğine giriyorlar, yani bunlar son demler); maliyet, Türkiye’de benzer bir tatilin maliyetine benzer noktada; denizi ve doğası çok güzel; özellikle tekne ile dolaşırsanız, en kalabalık dönemde bile kendinize nispeten tenha yerler bulabiliyorsunuz. Sonuçta, 57,000km2 yani 10 İstanbul kadar alanda 4,5 milyon insan yaşıyor. Üzerine ne kadar turist eklerseniz ekleyin, yer kalıyor.

Hırvatistan’ın asıl farkı ve güzelliği ise, Dalmaçya adaları olarak bilinen onlarca adanın neredeyse her birinde birbirinden hoş, tarihi, küçük kasabaların olması. İyice turistik olan birkaç tanesini hariç tutarsanız, bu adalarda yaşam sakin. Bana İstanbul’un, özellikle İstanbul adalarının eski zamanlarını hatırlatıyor.

Hırvatların sırrı, adalarını, küçük kasabalarını, yaşamlarını, doğalarını korumayı başarmış olmaları. Bazı yerlerde onların da rant peşinde biçimsiz modern yapılar inşa ettiklerini görüyorsunuz, ama en azından eski kasabaları kendi hallerine bırakmışlar. Evlerin, rıhtımların, kamu binalarının çoğu yüzlerce yıllık taş yapılar ve hala kullanımdalar. Ve tabii kaldırımlar ile sürekli imtihan edilen bir milletin çocukları olarak, yüzyılların deniz tuzlu havası ve kim bilir kaç milyon adım ile aşınmış, ama hala sapasağlam kaldırım taşları gıpta ettiriyor.

Hırvatistan’ın tarihi karışık. Uzun sure Venedik hakimiyeti altında kalmış. Osmanlılar – daha çok sahil şeridine saldırılar şeklinde – gelip gitmişler. Sonrasında Hapsburglar hakimmiş. Hırvatların Yugoslavya dönemine karşı duyguları karmaşık. Bireyselliği ezen Tito rejiminden şikayet etseler de, sanki o daha basit yaşama için için özlem duyuyorlar. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonraki felaketlerden paylarını almışlar ve savaş anıları hâlâ taze.

Adalar kayalık. Genel olarak makilik veya çıplak. Deniz muhteşem. Yemekler çok matah değil, ama güzel yemekler – özellikle deniz mahsulleri – yemedik desem haksızlık etmiş olurum.

Gelelim fotograflara: Daha önceki yazılarımda, uzun bir seçim sürecinin sonunda yeni bir Sony Nex-7 “aynasız” fotograf makinesi aldığımdan söz etmiştim. Bu makine ile ilk fotograflarımı çektim. İzlenimlerimi aşağıda paylaşıyorum; fotograflara flickr link’inden bakıp kendi görüşünüzü oluşturmanız muhtemelen daha sağlıklı. Flickr’daki resimler RAW çekildi ve Adobe Lightroom’da işlendi.

  • Makinenin hafifliği ve küçüklüğü muhteşem. Sürekli yanınızda taşımaktan hiç gocunmuyorsunuz.
  • Renklerini ve sensörün 24mp çözünürlüğünü beğendim.
  • Resimlere bakınca, fokusta bazen zorlanmış olduğumu gördüm. Makinenin zaafından çok, benim acemiliğim muhtemelen.
  • Sokak fotografçılığı zevkli. Bel hizasında tutup, katlanır ekranı yoluyla çekim yapabiliyorsunuz. Küçük olduğu için çevrenin pek dikkatini çekmiyor.
  • Manzaralarda da, portrelerde de fena sonuç vermedi bence.
  • Görebildiğim kadarıyla asıl zayıf nokta, objektif. Makine ile satılan 18-50mm kit lens çoook yavaş. (f3.5-5.6) Bereket Sony yeni objektifler çıkartıyor. Para harcamak gerekecek.
  • Düşük ışık performansı konusunda kararsız kaldım. Yüksek ISO’larda durum pek iç açıcı değil, bana sorarsanız. Farklı objektiflerle denedikten sonra daha iyi bir kanaat oluşabilir.
  • Sensör tozu – daha doğrusu sensör lekesi – sorunum oldu. Lekelerin bir kısmını kendim temizleyemedim, Sony yetkili servisi sensor üzerindeki koruyucu filtrede kalıcı bir iz olduğunu söyledi. Makineyi aldıktan sonra ojektifi monte etme dışında sensörün önünü açmadığım için masum olduğumu düşünüyorum. Garanti altında tamire gönderdim, bakalım ne çıkacak. Internetteki araştırmamda bu soruna sahip başka kimse bulamadım, benim bahtsızlığım sanki.

Genel kanaatimi sorarsanız, memnunum. Karşılaştırmalı bir görüş değil, tabii ki, ama bu makinenin kimseyi pişman edeceğini sanmıyorum.