Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Bulut Bilişim

Önceki iki yazımda, bilgi teknolojisinde devrimsel nitelikte iki gelişmeden söz ettim: Nesnelerin İnterneti ve Büyük Veri.  Bu yazıda sıra Bulut Bilişime geldi.

Elektriğimizi, doğal gazımızı ve suyumuzu kendimiz üretmiyoruz.  Balkonlarımızda elektrik santrallerimiz, bahçelerimizde artezyen kuyularımız ve artıma tesislerimiz yok.  Bu karmaşık ve riskli teknolojileri kendimizden olabildiğince uzak tutuyoruz ve uzmanlaşmış kadroların yönettiği dev ortak tesislerden makul maliyetlerle hizmet alıyoruz.  Peki neden hala şirketlerimizde ve evlerimizde kendi bilişim sistemlerimizi ayakta tutmakla uğraşıyoruz?

Bu sorunun yanıtı, büyük ölçekli bilişim hizmet merkezlerinin ve bunlara ulaşmamızı sağlayacak şebekelerin eksikliğinde yatıyordu.   Birileri elektrik santralini inşa edip hizmete açmadan, dağıtım şebekesini de kurmadan önce kendi elektriğinizi üretmekten başka seçeneğiniz yoktu.  Son on yılda internetin popülerliği sayesinde çok yüksek kapasiteli, uygun maliyetli veri ağları yaygınlaştı ve ücreti karşılığı herkese hizmet veren büyük veri merkezleri kurulmaya başlandı.

Ortak şebeke üzerinden elektrik alır gibi bilişim hizmeti almaya, yani uzakta olan bilişim kaynaklarına (sunucular, depolama üniteleri, vb) erişerek bu ortak kaynaklardan yararlanmaya Bulut Bilişim deniyor.  Terimin kaynağı, şemalarda internetin bir bulut olarak çizilmesi, hizmet aldığınız veri merkezinin de internette bir yerlerde, yani bulutta yer alması.  Bulut Bilişim adı yeni koyulmuş olsa da, önceki yazılarımda ele aldığım diğer gelişmeler gibi bulut bilişim fikri de yeni değil; ama Bulut Bilişimin günlük hayatımıza girebilmesi için çok hızlı iletişim altyapılarının ve birim maliyetlerin iyice düştüğü dev veri merkezlerinin yaygınlaşmasını beklememiz gerekti.

Bulut Bilişimi öncelikle bireyler olarak kullanmaya başladık.  Bu yazının okuyucularının hemen hepsinin gmail benzeri bir hizmet kullandığından eminim, örneğin.  Sonra küçük işletmeler müşteri ilişkileri yönetimi, proje yönetimi gibi bazı verimlilik uygulamalarını bulut üzerinden hizmet olarak kullanmaya başladı.  Model kendini kanıtladıkça, kendi veri merkezlerine sahip büyük kuruluşlar da dahil olmak üzere Bulut Bilişimi herkes planlarına aldı.

Bulut Bilişimin cazibesini anlamak için elektrik santrali benzetmesine dönmek yeterli.  Küçük bir işletmenin kendi sunucu ve depolama ünitelerini alması, bunlar için uygun fiziksel barındırma koşullarını sağlaması, işletmesi, bakımını sağlaması, eskidikçe yenilemesi, arızalara karşı yedeklemesi büyük bir maliyet ve çaba.  Bu kadar uğraşmak ve masrafa girmek yerine, aylık bir ücret ödeyerek internet üzerinden işini halletmeyi kim istemez?

Bulut Bilişimin son yıllarda sıkça konuşulan bir başka konu olan mobilite ile yakından ilişkisi var.  Artık işlerimizi kişisel bilgisayarlarımızdan yapmak bize yetmiyor.  Akıllı telefonumuz ve tabletimiz üzerinden de aynı veriye ve uygulamalara erişmek istiyoruz.  Bulut Bilişim bu talep için biçilmiş kaftan:  Veri ve uygulama zaten internette bir merkezde.  İster kişisel bilgisayardan erişin, ister cep telefonundan.

Bulut Bilişim, çok yüksek hacimli bilişim kaynaklarını erişilebilir kıldı.  Bırakın satın almayı, bakım maliyetini bile ödeyemeyeceğiniz ölçekte sunucu ve depolama kaynağını kredi kartınızla birkaç saatliğine kiralayıp kullanabiliyorsunuz.  Bulut Bilişim böylece hem girişimcilerin hem de büyük bilgi işlem kaynaklarına ihtiyacı olan bilimsel araştırmaların önünü açtı.

Bu gelişmeler bireyler, şirketler ve belki de tüm insanlık için çığır açan nitelikte fırsatlar içerse de, kamu ve özel sektör kuruluşlarının operasyonlarının ve bireylerin günlük hayatlarının belkemiğini oluşturan bilişim altyapılarını  bulutların ötesindeki birilerine emanet etmenin azımsanamayacak riskleri var.  Benzer riskler elektrik, su, doğalgaz şebekelerinde de olduğu için bu altyapıları uzun süre kamu kurmuş ve işletmiş, sonra da sıkı regülasyon ve denetimler altında özel sektöre aktarmış.  Bulut Bilişim ise, özel sektör girişimciliği ve serbest pazar dinamikleri ile gelişiyor.

Uluslararası iletişim şebekeleri sayesinde, Bulut Bilişimde ülke sınırları geçerli değil.  Bunun farkında olan Google, Microsoft gibi büyük şirketler, stratejik konumlara yerleştirdikleri az sayıda dev veri merkezinden tüm dünyaya hizmet vermeye talipler.  Ölçek ekonomileri sayesinde bu devlere rekabet etmek hiç kolay değil, zaman içerisinde belki de imkansız olacak.

Bireyler ve işletmeler açısından bakıldığında, ucuz ve kaliteli bilişim hizmeti karşılığında mahremiyet zaaflarına ve bazı risklere belki katlanılabilir.  Ancak ulusal açıdan bakıldığında durum böyle değil.  Kış aylarında doğalgazı kesilen Ukrayna durumuna düşmemek , kritik bilgilerin mahremiyetini riske atmamak için, Türkiye’nin Bulut Bilişimin etkilerini çok iyi düşünmesi ve özellikle veri merkezlerine ilişkin stratejisini bir an önce oluşturması gerekli.  Bu konu bence en az ülkemizin enerji politikası kadar kritik ve öncelikli.

Aşağıdaki sunumda, İşletmenizi bulut bilişime hazırlamanıza yardımcı olacak basit bir yol haritasını bulabilirsiniz.

 

Bu serideki diğer yazılar:

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Nesnelerin İnterneti

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Büyük Veri

Maliye’nin Yeni Elektronik Fatura Uygulaması: Şirketiniz Kapsam İçerisinde mi, Ne Yapmanız Lazım?

IMG_0094Gelirler İdaresi Başkanlığının yeni e-Fatura uygulamasına başvuru için son tarih 1 Eylül 2013.  Dün akşam katıldığım Bloomberg HT Ana Haber söyleşisinde, gündemde olan bu konuya ilişkin merak edilenleri cevaplamaya çalıştım.

Video için tıklayın.

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Büyük Veri

Dilbert Big Data

Bir önceki yazımda, algılayıcıların ucuzlaması ve yaygınlaşması, iletişiminin kolaylaşması, standartların olgunlaşması gibi unsurların bir araya gelmesiyle “Nesnelerin Interneti”nin zamanının geldiğini anlatmıştım.  O yazıda belirttiğim gibi, eş zamanlı ilerleyen ve birbirini destekleyen, her biri devrim niteliğinde kabul edilebilecek birden fazla gelişmenin olduğu bir zaman dilimindeyiz.   Bu yazıda, üzerinde çok konuşulmakta olan “Büyük Veri”den (Big Data) bahsedeceğim.   Üzerinde duracağım diğer gelişmeler olan Bulut Bilişim ve Proaktif Uygulamalar başka yazıların konusu olacak; bu gelişmeler bir araya geldiğinde yaşamımızda nelerin değişeceğini de ele alacağım.

Yakın zamana kadar tipik bir işletmenin ürettiği ve sakladığı veri sınırlıydı: Müşteri bilgileri, üretim kayıtları, muhasebe bilgileri vb derken, neredeyse biraz dişinizi sıksanız elle takip edebileceğiniz veri miktarlarından söz ediyorduk.  Ancak milyonlarca müşterisi olan bankaların işlem – özellikle kartlı işlem – kayıtları, telekom şirketlerinin çağrı kayıtları ya da meteorolojik tahminler için kullanılan veri kümeleri çok büyük hacimlere ulaşıyordu; bu verilerin de çeşitliliği sınırlıydı.

Internet her şeyi değiştirdi.  Artık, facebook’taki “beğen”lerimiz, youtube’a yüklediğimiz videolar, indirdiğimiz müzikler, gezdiğimiz sayfalar, yaptığımız aramalar ve internetin kendisi, çok farklı verilerden oluşan çok büyük veri kümeleri oluşturuyor.  Nesnelerin interneti veri miktarını daha da patlatacak.  Günde yapabileceğiniz kredi kartı alışverişi veya beğeneceğiniz facebook sayfası adedi belli; oturma odanızın ısısını dakikada bir ölçüp internete gönderen algılayıcının, ya da cep telefonunuza bağlı tansiyon ölçme cihazının üreteceği veri hacmi bunların çok üzerine çıkacak.

Veri miktarındaki patlamayı yönetilebilir kılmak için daha çok paralel işleme dayalı teknikler geliştiriliyor; çok oturmuş bir alan olduğu düşünülen veritabanı teknolojisi kendini yeniliyor.  Vurgu, büyük veri kümelerini gerçek zamanlı işleyebilmek üzerine.  Bellek maliyetlerinin düşmesi bu hedefi ulaşılabilir kılıyor.

Büyük veri sadece teknik altyapıyı zorlayan bir gelişmeden ibaret olsaydı, mühendislerin sorunu olurdu ve bu kadar konuşulmasının gereği olmazdı.  Büyük Verinin kamuoyunun gündemine girmesinin nedeni yol açtığı sorunlardan ziyade, yarattığı fırsatlar.

Bu kadar bol ve çeşitli veri, işini bilen istatistikçilerin, veri madencilerinin, analistlerin eline geçtiği zaman, sorunlara yepyeni çözümler,  daha önce fark edilmemiş ilişkiler keşfediliyor.  Salgın bir hastalığın yayılma paterni, hangi filmi seyretmekten zevk alacağınız, Obama’nın seçim kampanyasına bağış yapma olasılığı yüksek seçmenler (gerçek örnek), müşterilerinize ek olarak teklif ettiğinizde kabul etme olasılığı yüksek ürünler, şubenizi açacağınız sokak, kör tahminler olmaktan çıkıyor, somut veriye dayanan, doğruluk oranı çok yüksek kararlara dönüşüyor.  Bir de bunları gerçek zamanda yapabildiğinizi düşünün: Atılan tweet’leri analiz ederek kamuoyunun anında nabzını tutabilirsiniz; müşterilerinin sitenizdeki davranışını analiz ederek fiyatlarınızı anında ayarlayabilirsiniz.

Bunlar uzaklarda bir yerlerdeki laboratuvarlarda ya da dünyanın en büyük şirketlerinde olup bitenler olarak görünebilir.  Ancak artık neredeyse her işletmenin elinde büyük sayılabilecek miktar ve çeşitlilikle, analiz edilmeyi bekleyen veri var, teknolojiler de genel kullanıma hazır.  Büyük Verinin doğru kullanımının yarattığı rekabet avantajı o denli büyük ki, herhangi bir sektördeki oyunculardan biri elindeki verilerin değerini ortaya çıkarmaya başladığında, o sektördeki diğer oyuncuların takip etmek zorunda kalacakları kesin.   Erken davranan, oyunun kurallarını değiştirecek.

Bu serideki diğer yazılar:

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Nesnelerin İnterneti

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Bulut Bilişim

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Nesnelerin İnterneti

Teknolojik devrimler, devrimlerin temelini oluşturan buluşlardan çok sonra ortaya çıkıyor.  İnternetin başlangıç tarihi en az 1970’lere, belki daha öncesine dayanıyor, ancak sokaktaki vatandaşın internetin varlığından haberdar olması için 20 yıl, internetin günlük hayatımızın vazgeçilmez parçası olması için bir yirmi yıl daha gerekti.  Bu 20+20 yılda bilgisayarlar ucuzladı ve yaygınlaştı, işletmelerde bilgisayar kullanımı standart hale geldi, erişim hızlandı ve maliyetleri düştü, standartlar ortaya çıktı ve tüm üreticiler tarafından benimsendi.  Bu dinamiklerden herhangi biri geri kalsaydı, bugün internet çağında yaşamıyor olurduk.

Son yıllarda, yeni devrimlerin unsurları geri planda yavaş yavaş – belki hızlı hızlı demek daha doğru – olgunlaşmakta.  Bu devrimlerin en çarpıcılarından biri İngilizcesiyle “internet of things”, benim yakıştırdığım Türkçe adıyla “nesnelerin interneti” olacak.  Bu devrim, bizi youtube izlediğimiz, alışveriş yaptığımız internetin sunduğundan çok öte imkanlarla tanıştıracak ve yeni teknolojiler günlük yaşamımızın her detayına işleyecek.

Nesnelerin internetinin temelinde algılayıcılar (sensörler) var.  Fiziksel dünyadaki pek çok olguyu, hava sıcaklığı ve nemi, tansiyon ve kalp atışını, bir sokaktan geçen otomobillerin sayısını basit algılayıcılar ile ölçmek, sayısallaştırmak ve ölçümleri bilgisayarlara aktarmak mümkün.  Devrimi hazırlayan, onlarca yıldır var olan bu teknolojilerin artık iyice olgunlaşmakta olması.  Yeni algılayıcılar küçük ve ucuz.  Bunların bir birileri ile ve bilgisayar ağları ile konuşmasını sağlayan standartlar üzerinde anlaşılmış durumda.  Herkesin elinde olan akıllı telefonlar, algılayıcıların fazla güçlü ve akıllı olmadan verilerini kolayca aktarabilmelerini sağlıyor. Bulut bilişim ile çok sayıda algılayıcıdan gelen veri merkezde ucuza işleniyor.  Algılayıcıların verilerini taşımaya yönelik özel iletişim servisleri dahi ortaya çıkmaya başladı.

Nesnelerin interneti, yaşantımıza girmeye hazırlanıyor.  Bazı şehirlerde, algılayıcılardan gelen veri boş park yerlerini belirliyor ve sürücülere bildiriyor.  Akıllı evlerden gelen verilerin analizi, içeride hırsız olup olmadığına karar veriyor.  Seralarda topraktaki nem miktarını ölçen algılayıcılar, sulamayı ya da bitki üzerinde yapılacak işlemi belirliyor.  Deri altına yerleştirilerek yaşamsal verileri sürekli takip eden çipler, hastayı ilaç alması için uyarıyor, tek başına yaşayan yaşlılar düştüğünde yakınlarına haber veriyor.  İşletmeler, depo ve tanklarda azalan ürünleri, cihazların arıza olasılıklarını önceden fark ederek önlem alıyor.

İnternetin gelişiminde olduğu gibi, bu gelişmelerin devrim niteliğini kazanmaları için bileşenlerinin iyice yaygınlaşması lazım.  İnternet’e birkaç milyon kişi bağlıyken uzmanların ya da hobicilerin alanıydı; patlama ise tanıdığınız herkesin internete bağlı olduğu aşamaya gelindiğinde yaşandı.  Nesnelerin internetin aslı potansiyeli de, her ev, her sokak, her tarla ve belki her beden algılayıcılarla donatıldığında ortaya çıkacak.  Bu algılayıcıların açık standartlara göre çalışıyor ve iletişiyor olması, bugün hayal edemediğimiz uygulamaların doğması için gerekli zemini hazırlayacak.

Bu kısa yazıda bu gelişmeler ile katlanarak artacak mahremiyet ve güvenlik risklerine girmeyeceğim, yukarıdaki örnekleri okuduğunuzda içinize zaten bir kurt düşmüş olduğundan eminim.  Riskleri ve getirileriyle, bizi cesur yeni bir dünyanın beklediği muhakkak.  Olgunlaşmakta olan başka teknolojik devrimler nesnelerin internetinin etkisini daha da çarpıcı kılacak.  Sonraki yazılarda bunlardan bahsetmeyi de umuyorum.

Bu serideki diğer yazılar:

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Büyük Veri

Teknolojide Yeniden Devrim Zamanı: Bulut Bilişim

Türk Bilişim Sektörüne İlişkin İyi Bir Kaynak: Bilgi Toplumu Stratejisi Mevcut Durum Raporu

Türk Bilişim sektörüne ilşkin güvenilir veri bulmanın zorluğu biliniyor.  Özellikle yazılım ve hizmet segmentlerine ilişkin detaylı bilgi iyice sınırlı.  TÜBİSAD’ın geçen yıl başlatmış olduğu Veri Merkezi çalışması bu eksikliği belli oranda giderecek diye umuyorum.

Bu arada, Kalkınma Bakanlığı Bilgi Toplum Stratejisinin yenilenmesine yönelik bir çalışma başlattı.  Bu çalışma kapsamında McKinsey şirketinin hazırladığı mevcut durum raporu, gerek dünyada gerekse Türkiye’de Bilişim sektörünün durumunu ortaya koyarken karşılaştırmalı bir analiz yapıyor.  Raporda önemli bulduğum bir yenilik, hizmet segmentine kurumlara ait bilişim gruplarının ve şirketlerinin ürettiği hizmetin de dahil edilmiş olması.  Buradan, bilişim hizmetleri segmentinin Türkiye’de belki de sanıldığı kadar küçük olmadığı, kurumlar dışarıya iş vermek yerine kendi işlerini kendileri yaptığı için bilişim şirketlerine kalan payın küçük olduğu sonucu çıkıyor.

Bu yararlı rapordan ve aşağıdaki linkteki diğer dokümanlardan yararlanacağınızı umarım.

Mevcut Durum Raporu

Girişimciler için Teşvikler – 2: Döviz Kazandırıcı Hizmetler için Destek

Eylül ayında, “Döviz Kazandırıcı Hizmetlerin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ” yayınlandı.  Tebliğde yer alan desteklerin çoğu daha önce de değişik şekillerde mevcuttu, ancak bu tebliğ ile hem destekler bir araya getirilmiş ve bir miktar iyileştirilmiş oldu, hem de hükümetimiz bazı faaliyetleri ve sektörleri döviz kazanımı için stratejik olarak gördüğünü ve destekleyeceğini ortaya koymuş oldu.  Bu konumlama, bence desteklerin niteliğinden daha önemli.

Desteklenen faaliyet ve sektörler şunlar:

  • Sağlık Turizmi
  • Bilişim Sektörü
  • Film Sektörü
  • Eğitim Sektörü

Ben de bu sektörlerin  sadece kazandırdıkları döviz açısından değil, Türkiye’nin yurtdışında tanıtımı açısından da ülkemiz için stratejik olduğuna inanıyorum.  Tebliğin tanıtımı için Ekonomi Bakanımız Sn. Zafer Çağlayan’ın da katıldığı bir toplantıda sektör temsilcisi olarak konuşmak ve bu görüşlerimi aktarmak imkanı buldum.

Tebliği ekte bulabilirsiniz.  Umarım yararlı olur.

Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ

Mimar Sinan Camii ve iBooks’un Ortak Meselesi

Apple’ın tasarım odaklı bir şirket olduğu, donanımlarındaki minimalist ve çağdaş tasarımların bilgisayar kullanım deneyimini farklı bir boyuta taşıdığı yadsınamaz.  Gerçekten de bir iPad veya iPhone’u elinize alır almaz farkı hissediyorsunuz.  Her açıdan özenle tasarlanmış, ağırlık dağılımı bile optimize edilmiş yenilikçi tasarımlı bu cihazları kullanmak insana mutluluk veriyor.  Bazı görevleri iPad’da yapmak PC’ye gore daha zor olmasına rağmen, kendimi  pek çok zaman iPad’i tercih ederken buluyorum.

Aynı şeyi Apple’ın app’leri için söylemek ne yazık ki kolay değil.  Hele bir iBooks var ki…

Türkiye’den iBooks kitapları almak mümkün değilse de, iBooks PDF’leri saklamak ve okumak için de iyi bir araç olduğundan dolayı sıkça kullanıyorum.  … Ve uygulamayı her açtığımda karşımda en ucuz laminattan  daha ucuz bir sahte ahşap görüntüsüyle karşılaşıyorum.  Maddi bir zaruret olmadığı takdirde hiçbirinizin evinize koymayacağınızdan emin olduğum bu kütüphane müsveddesini Apple nasıl yaygın kullanılan bir uygulamasının arayüzü yapıyor, anlamak mümkün değil.  Elektronlar ücretli olsa, daha iyi elektrona parası yetmedi diyeceksiniz, ama o da değil.  🙂

Aşağıda linkini verdiğim makale bu meseleye parmak basmış.   Bu sahte gerçeklik görüntüsünün Apple yazılımlarında yaygın olduğunu ortaya koyuyor ve Apple’ın bu alandaki tasarımlarının Microsoft’un Windows 8 ile getirdiği yeni soluğun çok gerisinde olduğunu  -bence doğru olarak – saptıyor.  Sorun, iBooks’un benzetildiği kütüphanenin güzel bir kütüphane olmaması, ya da benzetmenin iyi yapılmamasından ibaret değil.  iBooks sanal ortamda bir kütüphane diye arayüzünü ahşap bir kütüphaneye benzetme çabası, tutmuyor.

Mimar Sinan Camii bunun neresinde diyeceksiniz.  Önce Mimar Sinan Camii’ni hatırlayalım.  Batı Ataşehir’de yakın zamanda hizmete açılan bu camii, Mimar Sinan’ın başyapıtlarından Selimiye Camii’ne öykünerek, klasik Osmanlı tarzında tasarlanmış.  Basında hakkında çok yazıldı çizildi.  Sinan’ın eserlerine ve tarzına bire bir benzeterek, ama günümüzün malzeme ve inşa tekniklerini kullanarak gerçekleştirilen bu eserin estetiğinin, Camii bir kusur içermemesine rağmen, pek çok yorumcunun içine sinmediği anlaşılıyor.  Ahmet Hakan, Hürriyet’teki yazısında şöyle diyor:

İLK HİS: Selimiye’ye girince “vay be” diyorsun… Süleymaniye’ye girince şöyle bir sersemliyorsun… Ataşehir’deki Mimar Sinan Camii’ne girince ise yeni yapılmış inşaat kokusu ile kullanılmamış halı kokusunun ortasında kalıp “iyi bir işçilik çıkarmışlar” diyorsun. Ötesi yok…

iBooks ile paralelliği sanıyorum görüyorsunuz: Fiziksel olmayan kütüphanenin, fiziksel kütüphaneye benzetilmesi; Mimar Sinan’ın çağında, Mimar Sinan tarafından yapılmamış Camii’nin, Mimar Sinan Camii’ne benzetilmesi.

Olmadığınız şeye öykünmekte, ondan ilham almakta, onu mevcut bağlamın koşullarına göre dönüştürmekte bir sorun yok.   Bire bir benzetmeye, aynısını yapmaya, orijinalini yaratan bağlamdan çok farklı bir bağlamda yeniden yaratmaya kalktığınızda ise sorunlar başlıyor.

Tasarımcılar beni mazur görürlerse, özlü bir söz icat ederek bitireceğim: “Estetik sağlığınız için taklitlerden sakınınız.” 🙂

Atıfta bulunduğum yazının linki:

http://www.cultofmac.com/180084/where-microsoft-has-more-taste-than-apple/

Bağlantı

Sunuma erişmek için tıklayın

Geçtiğimiz hafta Eduplus’un düzenlediği Bilişim ve Teknoloji Zirvesinde bu başlıkla bir konuşma yaptım.

Tüm kurumlar buluta çıkacak, ama nasıl? Bana ayrılan 15 dakika içerisinde, kurumun bulut stratejisinin ana eksenlerini anlatıp, ilk adımlar için basit bir yol haritası çizmeye çalıştım.

Sunuma ekteki linkten ulaşabilirsiniz.

Desteği için Taner’e ve Bilgehan’a, görüşleri için Mehmethan’a çok teşekkürler.